KAYIŞ KOPTU!

 

Sami Baruh

Demir Orkestra

Orhan Cem Çetin

Mart 2020

  

Geçtiğimiz yıl bir sanat organizasyonu kapsamında 8-9 yaşlarında çocuklarla fotoğraf ve müzik ilişkisine dair sohbetler gerçekleştirme şansım oldu. Görsel sanatlarla müzik arasında hangi ortak kavramlardan söz edilebileceğini tartıştığımızda öncelikle ritim, armoni ve zaman öne çıkmıştı. Bunlara rastlantısallık, algı, bellek, gelecek beklentisi, döngü eklenebilir. Bu ortak kavramlar sayesinde, bir sanatçı hem müzik hem de görüntü alanlarında üretim yaptığında, disiplinlerarası geçişler, örüntü transferleri kaçınılmaz oluyor. Böyle sanatçıların sayısı pek fazla değil. Bu nedenle Baruh’un çalışmasını heyecanla karşılıyorum.  

Baruh ses ve imgeye birleştirici bir boyut daha katıyor: endüstriyel üretim. Yukarıda geçen kavramlar üretim süreçleri için de geçerli. Kendisine uzun süredir esin kaynağı olan, birkaç kuşaktır aileye ait metal kutu imalathanesinde pres, kaynak, punto, giyotin sesleri hiç dinmiyor. Güçlü makinelere can veren kayışın dağıttığı ortak ritimle, ses ve kimi zaman kıvılcım çıkaran parçalar senkronize olarak inip kalkıyorlar. Süpürge sesi ve mırıldanmalar ise nakarat. İmalathane, içinde insanların dolaştığı dev bir laterna adeta.

Makineleri demirden canlılara, insanlara, kimi zaman masalsı hayvanlara benzetiyoruz. Kafaları, kolları, ayakları, gözleri, ağızları, kanatları, pençeleri, hatta beyinleri var. Demir orkestra hep bir ağızdan canlanıyor ve teneke kutular metronomun vuruşlarıyla birer nota olarak ortalığa dökülüyor.  

İnsanlık boyayı keşfettiğinde nasıl ilk iş resim yaptıysa, mekanik kuvvetleri bulduğunda da belki ilk iş müzik yaptı. Hatta savaş yani silah kültürü ile müziğin de birlikte gittiğini söylemek mümkün. Askeri bandoları, marşları hemen aklımıza getirelim. Geçtiğimiz aylarda Viyana’da ziyaret ettiğim Etnografya Müzesi’nde (Weltmuseum) yüzyıllar öncesinde üretilmiş silah ve zırhlarla ahşap müzik aletleri aynı katta sergileniyordu. Mahir insan “homo faber” farklı  işlevler için üretim yaparken de benzer hassasiyetler, benzer süreçler kullanıyor, üstelik yapma ve yıkma arasında şiirsel bir denge kuruyor. Bunun bir örneği de, çocukluğumun geçtiği Üsküdar’da, 70’li yıllarda ahşap evlerin yerlerini betonarme apartmanlar alırken sokaklardan yükselen o unutulmaz, o büyüleyici perküsyon sesidir. O zamanlar inşaatlarda metal su boruları kullanılıyordu. Borular tesisatın içindeki yerlerine takılmadan önce içlerindeki toz ve pasın dökülmesi gerekiyordu galiba. Uzun boru bir duvara dikine yaslanır, bir işçi ellerine iki kısa demir çubuk alarak ritmik vuruşlarla saatler boyunca boruyu döverdi. Bu işi zevkle, iştahla, özenerek yaptıklarını hatırlıyorum. Nereden biliyorsun diye soracak olursanız, çıkan seslerden belliydi derim. Bir makine de bu işi pekala yapabilirdi ama akranlarımın hatırlayacağı, göklerden gelen o hipnotik, ksilofonvari ritimleri ancak keyfinin anlık kararlarıyla cümle değiştiren bir insan üretebilirdi. Kendi kendini çalan bir müzik makinesi ile, mesela kendisi de esasen bir makine olan piyanodan yayılan ezgiler arasındaki temel fark bu olsa gerek: kararsız insan dokunuşu.

Bunu Sami Baruh’un elinizdeki işlerinde de görebilirsiniz. Hem onun dokunuşlarında, hem de kadrajına giren üretim manzaralarının içinde. Kutu fabrikasındaki değişken ama uyumlu ritimler sadece seste, devinimlerde değil, istiflerde, yığınlarda, gölgelerde. Dolayısıyla da ortaya çıkan kimi durağan, kimi hareketli imgelerde. Fotoğraf ne kadar durağandır, doğrusu bundan da emin değilim. Farklı zamanlarda tekrar tekrar karşımıza çıkarak yarattığı ritim bir yana, bir fotoğraf serisini izleyen bakış, tıpkı nota okuyarak müziği zihninde üreten bir müzisyen gibi imgeyi zaman boyutuna seriyor, onu sinemalaştırıyor, üstelik tempoyu kendisi belirliyor, hatta verili sesleri zamana dilediği sırayla diziyor. 

Başta bahsi geçen bilge çocuklardan biri, “Zaman diye bir şey yok ki; ölçülebiliyor diye var olması gerekmez. Zaman insanların uydurduğu bir şey.” sözleriyle altın vuruşu yapmış, kendi çocukluğumdan utanmama yol açmıştı. Ne dersiniz, sanat da insanların uydurduğu bir şey sayılmaz mı? 

Ancak sanatı ölçmek de mümkün değil ve iyi ki ölçüsüz bir şey ve iyi ki işi uydurmak olan insanlar var.

NOKS, sanatçı ve elektronik müzik prodüktörü Sami Baruh’un video ve fotoğraf çalışmalarından oluşan ilk kişisel sergisi “KAYIŞ KOPTU !” ya ev sahipliği yapıyor.

 

Sami Baruh, kuşaktan kuşağa aktarılan aile mesleği olan teneke kutu imalatçılığını, yaklaşık yarım asırdır hiç değişmeyen çalışma biçimini, aynı yerde bir ömür geçiren işçileri ve imalathaneyi; fotoğraf, video ve ses gibi farklı disiplinleri kullanarak belgeliyor. Baruh Atölyede geçirdiği zaman içerisinde manuel makineleri, onları seri bir şekilde çalıştırmakla yükümlü işçileri sessiz bir gözlemci gibi kaydediyor. 

KAYIŞ KOPTU !

 

Sami Baruh, kuşaktan kuşağa aktarılan aile mesleği olan teneke kutu imalatçılığını, yaklaşık yarım asırdır hiç değişmeyen çalışma biçimini, aynı yerde bir ömür geçiren işçileri ve imalathaneyi bir arkeoloğun titizliğiyle ve fotoğraf, video, ses gibi farklı disiplinleri kullanarak belgeliyor.

 

Atölyede geçirdiği zaman içerisinde manuel makineleri, onları seri bir şekilde çalıştırmakla yükümlü işçileri sessiz bir gözlemci gibi kaydeden Baruh, kendisini dedesi Samuel Baruh'un kurduğu ve halen babasının işlettiği atölyeyi kaydetmeye adayarak, makineler ve insanlar arasındaki ilişkiyi bize soyut ve şiirsel bir dille yansıtıyor.

 

Çocukluğunu geçirdiği ve kendisinin de zaman zaman çalıştığı bu atölyede dinlediği endüstriyel gürültüyü müzik üretiminin ilhamı olarak gören Baruh, izleyiciyi endüstrinin ve üretimin en temel nesneleri olan makinelere bakmaya, onları dinlemeye çağırıyor.

 

Baruh'un "Kayış Koptu !" sergisi bir yandan nostaljik olmayan melankoliyi, seri üretim ve zaman ilişkisini, yıllarca aynı mekanda yaşayan ve çalışan kişilerin duygu durumlarına dair ipuçlarını barındırırken, mekanik üretim ve insan/makine ilişkisinin denge ve dengesizliği üzerine de düşündürüyor. Sanatçının bakışı, atölyedeki insanlara, nesnelere ve emeğe bir saygı içerirken, serginin ismi izleyiciye üretimin askıya alındığı, düzenin bozulduğu, zamanın uçup gittiği bir uzay-mekana davet ediyor.

 

* Kayış Koptu !: “1950’lerde üretilen pres makineleri, tasarruf etme amacı ile eski usül transmisyon sistemi çalışmaktaydı ve bu makineler, şehir içindeki elektrik azlığı nedeniyle tek bir motora bağlanmak zorundaydılar. Tek motor birçok makineyi aynı anda çalıştırdığından dolayı ana kayışın kopması bütün makinelerin ve üretimin durmasına sebep olmakta ve ustanın, kopan kayışı bir terzi titizliği ile yeniden onarmasını gerektirmekteydi...”

SAMİ BARUH

1974 yılında İstanbul’da doğan Sami Baruh, 1990 yılından itibaren amatör olarak fotoğraflarını sergilemeye başladı. 1991 yılında Galeri Rehber Dergisi, 2. Genç Yetenekler Sergisi ile ilk grup sergisine katılan Baruh, fotoğraf, video, illüstrasyon, sahne/müzik performansı ve ses tasarımı gibi farklı disiplinlerde üretimlerini sürdürdü. 2008 yılında MSGSÜ Mimarlık Fakültesi, Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü'nden mezun oldu.

 

1995-2008 yılları arasında aktif olan deneysel elektronik müzik kolektifi Etnik Sentetik’in kurucuları arasında yeralan Baruh, 2004 yılında prodüktörlüğünü yaptığı ilk albümü “Selülozik”i, 2007’de “The Rest Of”u, 2010’da “Learning to Shut Up”ı ve 2018’de “Time Out” isimli single’ını yayınladı. Sanatçının 2018 yılında yayınlanan ve lansmanını İstanbul ve Berlin’de yaptığı “Etnik Sentetik Selected Works 1995-2006” isimli uzunçaları Igloo Magazine, The Attic Magazine ve Bant Magazin’in 2018 yılının en iyi plakları listelerinde yer aldı. Sami Baruh, bu yıllar içerisinde İstanbul’da sayısız gece kulübünde sahne aldı.

 

2014 yılında Open Studio Days, 2015 yılında Prizma Art Space ve 2019 yılında MSGSÜ Tophane-i Amire’de “Atış Serbest 5” gibi sergilerde fotoğraf ve illüstrasyon çalışmalarını sergileyen Sami Baruh İstanbul'da yaşamaya ve üretmeye devam ediyor.

 

RUPTURE!

 

With the diligence of an archaeologist and using different disciplines such as photography, video and sound, Sami Baruh documents the manufacturing of tin cans, which is a family profession that has been passed down from generation to generation, the unchanging way of working that has lasted for almost half a century, and the workshop and the workers that have spent a lifetime at the same place.

 

Baruh, who recorded the manual machines and the workers who are obliged to operate them hastily, as a silent observer during the time he spent in the workshop, reflects the relationship between the machines and people in an abstract and poetic language by devoting himself to recording the workshop which was founded by his grandfather Samuel Baruh and still being operated by his father.

 

In this workshop, where he spent his childhood and where he worked from time to time, Baruh has been listening to the industrial noise that he regards as a muse for his music production. The artist invites the audience to look at the machines that are the most basic objects of industry and production, and listen to them.

 

Baruh's "Rupture!" exhibition, on the one hand, contains non-nostalgic melancholy, the relationship between mass production and time, and the clues about the emotional state of people living and working in the same space for years; on the other hand it suggests the balance and imbalance of the mechanical production and the human/machine relationship. While the artist's look includes respect for the people, objects and labor in the workshop, the name of the exhibition invites the audience to a space-zone where production is suspended, order is broken, and time flies.

 

 

* Kayış Koptu/Rupture!: “Presser machines produced in the 1950s were operating with the old-style transmission system to save money, and these machines had to be connected to a single engine due to the lack of electricity in the city. Since the single engine operated many machines at the same time, the rupture or breaking of the main belt caused all the machines and production to stop and required the master to repair the broken belt with a tailor's meticulousness...”

SAMİ BARUH

 

Sami Baruh, who was born in Istanbul in 1974, started to exhibit his photographs as an amateur photographer since 1990. Participating in the first group exhibition with Gallery Rehber Magazine, 2nd Young Talents Exhibition in 1991, Baruh continued production in different disciplines such as photography, video, illustration, stage/music performance and sound design. In 2008, he graduated from Mimar Sinan Fine Arts University, Faculty of Architecture, Department of Industrial Design.

 

Baruh, as one of the founders of the experimental electronic music collective Etnik Sentetik [ethnic synthetic] which was active between 1995-2008, released his debut album "Cellulosic" in 2004, "The Rest Of" in 2007, "Learning to Shut Up" in 2010. He released his single "Time Out" in 2018. He has been listed in the best records list of 2018 by Igloo Magazine, The Attic Magazine and Bant Magazin for his long play "Ethnic Synthetic Selected Works 1995-2006", released in 2018 and launched in Istanbul and Berlin. Throughout the time, Sami Baruh had been performing at numerous night clubs in Istanbul.

 

Sami Baruh, whose photography and illustration works had been exhibited in Open Studio Days in 2014, Prizma Art Space in 2015 and Mimar Sinan Fine Arts University, Tophane-i Amire in 2019, lives and works in Istanbul.

 
  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon
  • Black Instagram Icon